Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Başyazı

GÜNÜMÜZE YANILTICI KOMPLO TEORİLERİ İLE BAKMAMALIYIZ

 

Tarihimizin en büyük facialarından birinin yaşandığı 1919’un yüzüncü yıldönümündeyiz.  Öte yandan bir yıl sonrası 1920 ise ümitlerin yeniden yeşerdiği bir sene olacaktır.


1919, Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olan Osmanlı’nın işgal edildiği, paylaşılmak üzere Paris Barış Konferansı’nda masaya yatırıldığı yıldır. 1920 ise zaferin ve yeni devletin dayanağı olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış yılıdır.


Birinci Dünya Savaşı’nı başlatan nedenlere bakıldığında, 19. yüzyılın başlarında İmparator Napoleon, Moskova’ya yürürken daha Almanya diye bir güç yoktu, burayı rahatça işgal edip geçmişti. Avrupa’nın sanayileşmiş devletleri sadece İngiltere ve Fransa’ydı. Rusya’ya karşı Osmanlı’yı destekliyorlardı.


1856 yılında İngiliz, Fransız ve Osmanlı ittifak yaparak Kırım Savaşı’nda Rusya’yı yenmişler, Karadeniz’i Rus filosuna kapatmışlardı. Bu dönemde Almanya kısa sürede milli birliğini kuracak ve sanayileşecektir.


Fransa’nın milli geliri 1860-1880 arasında 13 milyar dolardan 17 milyar dolara çıkarken, Almanya’nın milli geliri aynı dönemde 12 milyar dolardan 50 milyar dolara yükselecektir. Ve 1871’deki savaşta Alman orduları Paris’e girecektir.


Artık Fransa ve İngiltere’nin politikası Rusya’ya karşı denge kurmak değil, Almanya’ya karşı denge kurmaktır. Giderek Rusya ile ittifak yapacaklar, zayıf Osmanlı’yı paylaşma politikaları ön plana geçecektir.


Osmanlı’nın ittifak yapabileceği tek güç Almanya’dır. Alman İmparatoru Wilhelm iki defa Abdülhamid’i ziyaret etmiştir. Askeri ve ticari anlaşmalar, Bağdat Demiryolu Projesi imzalanmıştır. Üçüncü ziyaretinde iktidarda İttihatçılar vardır ve hem dünya hem Osmanlı savaşın içindedir artık.


Bu tablo bize ekonominin, endüstrinin, kuvvet dengesinin önemini gösterir. Günümüze yanıltıcı komplo teorileri yerine bu açılardan bakmamızın önemini vurgular.


Elbette Haziran 1916’da patlak veren Şerif Hüseyin isyanı, Sykes-Pico Anlaşması’yla Ortadoğu ve Anadolu’nun İngiltere, Fransa ve Rusya arasında paylaşılması, Bolşevik İhtilali’yle Rusya’nın savaştan çekilmesiyle 1918’de yapılan yeni paylaşım anlaşmaları da bu döneme damga vurmuştur.


Tarihte “gizli anlaşmalar” adıyla yer alan savaş sırasındaki bu kirli paylaşım diplomasisi anlaşılmadan Sevr’i de sonrasında onu yırtan Lozan’ı da anlamak mümkün değildir. Bunlara kirli diplomasi denmektir. Zira daha savaş başlamadan İngiltere ve Fransa, İstanbul ve Çanakkale boğazlarıyla çevresini Rusya’ya verdiler. Filistin, Irak ve Suriye’yi Şerif Hüseyin’e vaat ederek onu ayaklandırdılar fakat savaş sonrasında buraları da kendileri aldılar. Savaşın seyrine göre İzmir ve çevresini önce Yunanistan’a, sonra İtalya’ya, sonra tekrar Yunanistan’a vaat etmeleri kirli diplomasinin en somut örneğidir.


Mondros Mütarekesi 1918’de Osmanlı tarafından umutla hatta sevinçle imzalandı fakat mürekkebi kurumadan işgaller başladı. Sultan Vahdettin’in basiretsiz ve yetersiz yönetimi de bu olumsuz tabloyu daha da kötüleştirdi. İstanbul’un işgaline hiçbir direnç gösterilmedi. Dünya savaşından yenilgiyle çıkan ülkeler içinde bir tek işgale uğrayan başkent İstanbul olmuştu.


Sultan Vahdettin tahta çıktığında Dünya Savaşı devam etmekteydi. İktidardaki İttihat ve Terakki Partisi istifa edince Vahdettin'in isteğiyle 14 Ekim 1918’de Ahmet İzzet Paşa Hükümeti kuruldu ve 27 Ekim'de Mondros Mütarekesi ve 30 Ekim1918'de Mondros Antlaşması imzalandı. 25 maddeden oluşan antlaşmaya göre Çanakkale ve İstanbul Boğazları tüm gemilere açılacak, Osmanlı orduları terhis edilerek orduya ait tüm cephane, silah ve donanmaya ait gemiler İtilaf Devletleri’ne teslim edilecekti. Limanlar, tüneller, demiryolları ve telsiz-telgraf istasyonları İtilaf Devletleri tarafından kontrol altında tutulacaktı.


Antlaşmanın en ağır maddelerinden biri İtilaf Devletleri’nin güvenliklerini tehlikede gördükleri yerleri işgal etmelerini sağlayan 7. madde idi. Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis'te karışıklık çıkması halinde İtilaf Devletleri tarafından işgal edilebilmesini sağlayan bir başka madde daha yer almaktaydı.


Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan kısa bir zaman sonra İtilaf Devletleri Anadolu'da birçok yeri işgal etmeye başladı. 3 Kasım 1918’de İngilizler Musul ve İskenderun'a asker çıkardı. Sonrasında Urfa, Antep, Maraş ve Adana işgal edildi. 13 Kasım 1918'de İtilaf donanması İstanbul'a gelerek Boğazları kontrolü altına aldı. 16 Mart 1920'de İstanbul, İngiliz-Fransız kontrolü altına girdi. Arkasından Zonguldak, Alaşehir, Balıkesir, Edremit, Bandırma, Mudanya, Karacabey, Bursa, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, İzmit işgal edildi.


1918’in son aylarından itibaren gelişen milli direniş cemiyetleri özellikle işgal tehdidi altındaki Doğu Anadolu, Batı Anadolu ve Trakya’da yaygınlaştı. Mustafa Kemal Paşa’nın şahsında siyasi ve askeri liderini bulan Milli Hareket, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından 23 Nisan 1920 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açacak ve böylece istiklal mücadelesi başlayacaktır.

 



 
Ekonomik Forum dergisinin tamamı için lütfen buraya tıklayınız.




Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz
Kullanıcının E-Posta Adresi
Gönderenin Notu
Mesajınız Gönderilmiştir
İlginiz için teşekkür ederiz
ARAMA